Osmanlı döneminde büyük oranda yurt dışından gelen ve o devirde “Frenk yiyeceği” olarak adlandırılan çikolatanın milli gıdaya dönüşüm serüveni.

Çikolata Avrupa’ya Yeni Dünya’dan gelen egzotik bir ürün olarak ulaşmıştı. Uzak bir coğrafyadan gelirken dünyanın o parçasının bilinmezliğiyle ilgili bazı anlamları da üstlenmişti. Çikolatanın Orta Amerika’da bazı ritüellerde kullanılması başta olmak üzere pek çok özelliği Avrupa’daki birtakım inançlara ve efsanelere kaynaklık etmiştir.
Çikolata üreticilerinin Osmanlı piyasasında egzotizm temalı tanıtımlar yaptığına dair hiçbir ipucuna sahip değiliz. Refik Halid Bey’in sınıflandırmasına göre: Çikolata tıpkı bisküvi gibi bir“Frenk yiyeceği”idi. 19. yüzyılda ekonomisinin temelinde dışarı hammadde satıp mamul mal almak olan Osmanlı İmparatorluğu çikolatayı böyle bir “son ürün” olarak tanımıştı. Çikolata, Avrupa’da taşıdığı anlamlara sahip değildi ve sömürgecilik ile ilişkilendirilmiyordu; daha ziyade kakaonun nereden geldiği ve nasıl işlendiği anlatılıyordu.
Sağlıklı, kaliteli çikolatanın garantisi olan “frenklik”, nadir de olsa hâlâ kullanılan tabirle “Avrupa malı”nın sıfatıdır ve 19. yüzyılın rasyonel diline, rakamlara, istatistiklere, teknolojik ayrıntılarına yansıyan bir özellik olarak karşımıza çıkar.
Frenk yiyeceği olarak görülmesinin altında yatan sebep de yabancılık vurgusudur. Osmanlı dünyasında gelişen Avrupa karşıtı fikirler bile teknolojik gelişmeleri hedeflememektedir. Bu dönemde kakaonun üretim aşamalarının anlatılması, makinelerin nasıl çalıştığının ve çikolataların nasıl kalıplara döküldüğünün aktarılması sayesinde çikolata markaları Avrupa karşıtı hareketlerden korunmayı başarmıştır.
Cumhuriyet’ten sonra ise yerli üretime önem verilmesiyle o güne kadar dışarıdan hazır gelen ürünlerle dönen çikolata piyasası da yerlileşmek durumunda kalır. Hammadde ve makineler dışarıdan gelse de son ürünün yerli imalathanelerden çıkmasına önem verilmiştir. Bu sayede Osmanlı devrinin “Frenk yiyeceği” olarak görülen çikolata artık “milli gıda”dır.
Ne var ki milli ekonominin kurulmaya çalışıldığı ortam çelişkili anlamları beslemeye müsaittir: Bir taraftan alışılmış ve istihdam yaratan bir ürün olarak, ithal hammadde bağımlısı olsa da çikolata üretiliyor, “yerli mal” sıfatına hak kazanmış olarak Yerli Malı sergilerinde boy gösteriyordu. Diğer taraftan incir, üzüm gibi yerel ürünlerle kıyaslayarak çikolatayı –Osmanlı döneminde rastlamadığımız şekilde– frenkliğinden dolayı dışlama eğilimleri de uç verebiliyordu.
Yerelleşme çabaları sonucunda 1932’de “Milli Çikolata” ismiyle bir çikolata piyasaya çıkar: “Türk sermayesi, Türk ustası Türk amelesi ve Türkün emeğile meydana gelen müttehit çikolata fabrikalarının imal ettiği Millî Çikolata piyasaya çıkmıştır.”
Damak’ın Avrupa raflarındaki yerini alması tam bu yıllara denk gelir. 1934’te Avrupa piyasasında Türkçe isimli birkaç üründen biri olan Damak, ilk çıktığı anda büyük bir patlama yapmıştır. Reklam departmanı bu çıkışı basılan broşürlerin gördüğü ilgiye bağlıyordu. Zira isimlerinden tutun da ambalajlarındaki oryantalist yaklaşımlara kadar Damak, “Şark” vaadi taşıyan ürünlerden biriydi.


